Şu anda çalan
Sanatçı bilgisi getiriliyor
Şarkı bilgisi getiriliyor
CANLI
Yozgat Haber - Yozgat FM, Yozgat Son dakika Haberleri
Müzik Akışı
Yozgat Haber - Yozgat FM, Yozgat Son dakika Haberleri
Advertisement Advertisement

Diyetisyen Beyzanur Şimşek, Meme Kanserinde Kişiye Özel Beslenme Hayat Kurtarabiliyor

Diyetisyen Beyzanur Şimşek: “Kanser hastalarında kişiye özel sağlıklı beslenme planı ve takibiyle tedavide başarı oranını artırmak, yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkün”

Diyetisyen Beyzanur Şimşek, Meme Kanserinde Kişiye Özel Beslenme Hayat Kurtarabiliyor
16 Ağustos 2021 14:38
993

Ergül Mobilya

FİTOÖSTROJENLER

Son yıllarda gittikçe popülarite kazanan fitoöstrojenler nedir? Yunanca’da ki Phyto (bitki) kelimesinden türetilmişlerdir. Bitkilerde doğal olarak bulunan ve canlılarda üretilen östrojenle yapı olarak benzer olan östrojenlerin bitkilerdeki polifenolik nonsteroidal bileşikleridir. Çalışmalar sonucunda 350 bitki türünde östrojenik aktivite olduğu ileri sürülmektedir. Fitoöstrojenler menopoz, meme kanseri, kardiyovasküler hastalıklar, osteoporoz, obezite, diyabet ve özellikle kadınları ilgilendiren birçok hastalıkta diyetlerle östrojen alınması tartışmalıdır. Araştırmalar doğrultusunda hormona bağlı kanserlerin kontrol ve önlenmesinde fitoöstrojenlerin rol oynadığından söz edilmektedir. Fitoöstrojenlerin, bireyin östrojen seviyesi düşük ise östrojenik, yüksek ise antiöstrojenik aktiviteye sahip olduğu saptanmıştır. Meme kanserine koruyucu olduğu ileri sürülen fitoöstrojenin menapoz sonrasında meme bezlerindeki kılcalları beslediği düşünüldüğü için ise meme kanserini tetikleyen özelliği olduğu düşünülmektedir.  Fitoöstrojenler, yapı ve fonksiyon bakımından ovaryen ve plasental östrojenlere ve metabolitlerine benzerlik gösterirler. Bitkilerin östrojenik özellikleri geleneksel tıpta kullanılmıştır. Örneğin gençleştirici ve afrodizyak özellikleri ile Tai asması (Pueraria mirifica), libido düşürücü özellikleri ile şerbetçi otu kullanılan önemli bitkilerdendir. Öncesinde Progöstrojen, daha sonraları kısaca Fitoöstrojen olarak isimlendirilmiştir.

Memeli östrojenler östriol, östron ve östradiol’dür. Fitoöstrojenler; kimyasal yapılarındaki hidroksil gruplarının yerleşimi nedeniyle östradiole benzerler. Östradiol diğer östrojenlerle karşılaştırıldığında daha az östrojenik etkiye sahiptir. Memeli östrojeni gibi fitoöstrojenler de östrojen reseptörlerine bağlanırlar. Östrojenler, hormonal steroit yapıdadır. Kadınsal vücut yapısının oluşmasında görev almakta olup, protein metabolizmasına anabolik etki ederler, her iki cinsin pubertal gelişiminin uyarılmasında ve gelişim tamamlandıktan sonra epifiz kapanmasında rol oynarlar.  Fitoöstrojenler östrojen agonisti yani hücre reseptörüne bağlanarak hücrede östrojen gibi tepki veren östrojenik etkiler gösterir veya östrojen antogonisti olarak yani bağlandıkları östrojen reseptörlerini işlevsiz hale getirebilir bu şekilde antiöstrojenik aktiveye sebep olarak iki çeşit biyolojik aktivite gösterirler. İnsanlar östrojenleri direkt ya da indirekt yollarla alabilirler. Direkt olarak meyve, sebze tüketimi ile indirekt olarak ise bira tüketiminde kullanılan şerbetçi otu veya östrojen aktivitesine sahip olan yemleri tüketen hayvanlardan elde edilen ürünleri tüketerek gerçekleşir.

Fitoöstrojenlerin yararlı ya da zararlı etkileri uygulanan yol, doz, kişisel metabolizma, farklı ilaç kullanımı, hedef doku, östrojen reseptörü sayısı ve tipi, endojen östrojen varlığı veya yokluğu ile değişir.

FİTOÖSTROJENLER

 

FLAVONOİTLER

İzoflovanlar

Kumestanlar

Prenil flavonoitler

FLAVONOİT OLMAYANLAR

Lignanlar

 

Fitoöstrojenler birçok farklı şekilde sınıflandırılmaktadır ancak literatürde en çok flavonoitler ve flavonoit olmayanlar şeklinde kullanılmaktadır. Flavonoitlerden en önemli grup izoflavonlardır. Östrojenik aktiviteleri zayıf olan izoflavonlar renksiz ve kristal fenolik keton yapılardır. İzoflavonların iki ana tipi olan Genistein ve Daidzein iki ana izoflavon grubudur, türketilen besinlerden soya, yonca, mercimek, fasulye ve nohutta bulunur. Bu kaynaklar dışında izoflavonlar ayçekirdeği, fındık ve cevizde bulunur. Tavsiye edilen günlük izoflavon dozu yaklaşık 40–50 mg’dır. Soya emilimi antibiyotik kullanımı, alkol alımı ve bağırsak rahatsızlıklarından gibi faktörlerden etkilenebilir. Yağda çözünebilir maddeler olan izoflavonlar bağırsaklardan emilip dokulara geçerler. Emilim oranı % 20-55 arasındadır.

Prenil Flanoitlerden en iyi bilinen bira yapımında da kullanılan şerbetçi otudur. Şerbetçi otunun endokrin özellikleri yapısında bulunan prenil flavonoid 8-prenilnaringenin’den kaynaklanmaktadır. Geleneksel tıpta heyecanlanma, ödem, uyku sorunları gibi durumların tedavisinde kullanıldığı belirlenmiştir.

Bitkisel fenollerden östrojenik aktivite gösterebilen başka bir bileşik grubu da kumestanlardır. Komestrol bu sınıfta bulunan en önemli bileşiktir. Yapıları izoflavonlara benzer. Yüksek oranda yoncada ve soya filizinde bulunmakla birlikte baklagiller, kabayonca filizi, mung fasulyesi, brüksel lahanası ve ıspanakta da bulunduğu saptanmıştır.

Fitoöstrojenlerin flavonoit olmayan grubu lignanlar, larisirezinol, izolarisirezinol, matairezinol, sekoizolarisirezinol, pinorezinol yapılarından oluşur. Lignanlar besinlerde oldukça fazla bulunurlar. Lignanların ekstraksiyon ve analiz işlemlerinin zorlu olması diğer gruplara göre daha az çalışılmasına neden olmuştur. Lignanlar tam buğday tanesi, keten tohumu, bazı sebze ve meyveler gibi yaygın olan besinlerde ve çayda yüksek miktarda bulunur.

Yapılan klinik ve epidemiyolojik çalışmalarda fitoöstrojenlerin menopoz semptomlarına etkileri, antioksidan, antiproliferatif, antiangiogenetik ve antiinflamatuar etkileri, kanser ile ilişkileri araştırılmıştır.

Fitoöstrojenler ve Kanser

Fitoöstrojenler antiöstrojenik etki göstererek kansere karşı koruma sağlarlar. Menstural sıklığın azalmasını sağlayarak kanser riskini azalttığı belirtilmiştir. Asya’da 32 gün süren menstural sıklığın batıda 26-28 gün sürdüğü belirtilmiştir. Ayrıca fitoöstrojenlerin kanserli hücrelerin çoğalmasında rol oynayan genlerin aktivitesini bozarak kanserli hücre oluşumunu minumuma indirdiği farklı çalışmalarla gösterilmiştir. Fitoöstrojenler, östrojen seviyesine göre farklı davranabilmektedir. Düşük östrojen seviyesinde östrojen benzeri, yüksek östrojen seviyesinde ise östrojen karşıtı olarak davranmaktadır. Yüksek miktarda lignan alımı örneğin fazla miktarda keten tohumu tüketimi, östrojen seviyesini ve buna bağlı olarak meme kanseri riskini arttırmaktadır. Yüksek seviyede östrojen bulunması meme kanserinin büyük bölümünün oluştuğu süt kanalları hücrelerinin büyümesini ve bağlı olarak meme kanseri riskini arttırmaktadır. Yapılan çalışmalar, farklı sonuçlar içermekte olup, ileri çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.

Fitoöstrojenler ve Osteoporoz

Östrojen, kemiklerin oluşumu ve yıkım sürecini kontrol altında tutarak kemik yoğunluğunun korunmasında önemli role sahiptir. Menopoz döneminde osteoporoz oluşumu, dolaşımdaki östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak kalsiyumun kemikten plazmaya geçişinin hızlanması ile oluşur. Yapılan çalışmalarda izoflavonlar başta olmak üzere fitoöstrojenlerin, kemik dokusunu ortadan kaldıran kemik hücreleri üzerinde östrojen reseptörleri ile yararlı etkiler sağladığını göstermiştir. Kanıt olarak sentetik izoflavon olan ipriflavonun kemik kaybını engelleyici özelliğinin tedavide kullanılması gösterilebilir.

Fitoöstrojenler ve Menopoz

Menopozda ortaya çıkan kan damarlarının genişliği ile değişen kısaca bir takım vazomotor bulgular dediğimiz kan damarlarının büzülüp genişlemesinde şiddet ve sıklığının azalmasında izoflavon kullanımı etkilidir. Yüzeyel damarlar bu konuda etkilidir ve vücut sıcaklığının düzenlenmesinde önemlidir. Damar genişleyerek dışarı verilen sıcaklık miktarını arttırırken, büzülerek sıcaklık kaybını azaltır. Soya proteininin günlük 60 mg alımı vazo-motor semptomları %50 oranında, günlük 70 mg alımı ise semptomları % 61 oranında azalttığı çalışmalarda belirtilmiştir. Menopoz sonrası kadınlarda yapılan ve soya tüketiminin semptomlarla ilişkisini konu alan çalışmalarda soyanın özellikle ateş basmasını azalttığı tespit edilmiştir.

Fitoöstrojenler ve Kardiyovasküler Sistem

Kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklı ölümler hem kadın hem de erkekler arasında oldukça yaygınlık göstermektedir. Fitoöstrojenlerin kardiyovasküler hastalıklara etkileri pek çok araştırmaya konu olmuş, yaygın fitoöstrojen grubu olan izoflavonlarla ve bu grup üyesi soya ile oldukça fazla çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda hücre çoğalması, yağ hücresi yapımı, yağ hücresi yıkımı ve kan damarlarının pıhtılaşması ile oluşan tıkanmalar üzerinde fitoöstrojenlerin pozitif etkileri belirtilmiştir. Fitoöstrojen oranı yüksek diyetler uygulanmasında kalp damar hastalıklarının yaygınlığının daha az olması ile HDL ve LDL profiline fitoöstrojenlerin olumlu etkileri ile ilgili bir gösterge olarak değerlendirilebilir. Yapılan çalışmalarda değerlendirme sonucunda ortalama günlük 47g soya proteini kullananlarda lipit profili değişiklikleri değerlendirilmiştir. Sonuç incelendiğinde total kolesterol düzeyinde, LDL ve trigliserit düzeyinde yaklaşık %10’luk kadar azalma rapor edilmiştir. HDL kolesterol düzeylerinde ise sonuç anlamlı olmamasına rağmen net küçük bir artış belirtilmiştir.

Fitotoksisite / Yan Etkiler

Fitoöstrojenler ile ilgili binlerce yıldır kullanan toplumlar dahil olmak üzere herhangi bir toksisite bildirimi olmamış, toksisite dozuna da diyetle ulaşılamayacağı belirtilmiştir. Yapılan hayvan çalışmasında östrojen içerikli bitkileri tüketen hayvanlarda bu tüketimin özellikle üreme sisteminde fonksiyon bozukluğuna sebep olabileceği ancak tüketimin miktarına bağlı olarak etkinin gerçekleşeceği belirtilmiştir. Hayvanların uzun süreli beslenmelerinde östrojene bağlı zehirlenmelerinde ortaya çıkabileceği olasığı tartışılmaktadır.

Fitoöstrojenlerin Önemi

Başka bir çalışmada ise üreme sistemi üzerinde ise düşük toksisiteye sahip olduğu ve östrojenik aktivite göstererek menopoz sonrası semptomları azalttığı belirtilmiştir. Günümüzde fitoöstrojenlerin hazırlanmış formları eczanelerde, eczane dışında satılmakta ve kolayca ulaşılarak isteğe göre kullanılmaktadır. Hastaların bu formlara  kolay ulaşılabiliyor olması kullanımda zararlı etkilerin ortaya çıkması ile ilgili kaygıları arttırmıştır. Ancak konuyla ilgili bildirilen herhangi bir toksisite durumu henüz yoktur. Sonuç olarak; farkında olarak ya da olmayarak diyetimizin çoğunluğunda fitoöstrojenler bulunmaktadır. Fitoöstrojenlerin pek çok hastalıkta iyileştirici ve sağlığı destekleyici etkisi bilinmektedir. Her ne kadar diyetle alınan fitoöstrojenlerin toksisite bildirilmemiş olsa da bir hastalık tedavisinde ya da yaşam kalitesini arttırmak gibi özel bir amaç için tüketiliyorsa bunun bilinçli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Fitoöstrojen kullanımı kişinin metabolizması, hastalığı, yaşı gibi çeşitli etkenlere bağlı olup dozunun, kullanım şekli ve süresinin kontrol altında olması destek veya tedavide daha verimli sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır.

DAHA FAZLA YOZGAT HABERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ YOZGAT HABER

Yorumlar


Henüz yorum eklenmemiş.

En çok okunanlar